Tipik Istanbullu

5 Ağustos 2019 1 Yazar: mev_lude

Ne demisti Tolstoy: Tum muhtesem hikayeler iki sekilde baslar: Ya bir insan bir yolculuga cikar, ya da sehre bir yabanci gelir.

Kisa bir tatil yaptim bir ege kasabasinda… Tek basina gittim ama yalniz degildim, kasabada yasayanlar vardi, motel sahipleri vardi, gittigim kumsal kafenin calisanlari, teknelerden inen, yolculuk eden yuzlerce turist vardi. Bir de benim yoldasim, kedi arkadasim vardi…

Kaldigim pansiyonun sahipleri, ayni zamanda o koyde yasayan insanlardi, yerlisiydiler yani. Kendi evim gibiydi, yok yok dayimin evi gibiydi. Ev islerini onlar yapiyordu, ben de tembellik ediyordum gun boyu 🙂 Sessizdi, sakindi ve agustos boceklerinin sesleri gunduzu dolduruyor, yazligimizda gecen amacsiz tembellik zamanlarimi hatirlatiyorlardi. Kedi arkadasim vardi demistim, kahvalti ve aksam yemeginde bana eslik eden. Cok yaklastiginda biraz urktugumu anliyordu sanirim, hem otel sahipleri de biraz uzakta dursun misafirleri rahatsiz etmesinler istiyorlardi sanki. Bahce ile yemek masalari arasindaki ince duvari gecmiyordu, biz uzaktan anlasiyorduk anlayacaginiz. Bahcede uzanip, patiler yalanmaya basladiginda tamam diyordum, doydu galiba 🙂 Tatilin sonu bir siyah kedi daha geldi, dostlugumuzu baskalarina da anlatmis :))

Gelen sadece siyah kedi degildi. Bir erkek cocuklari olan bir aile ve onlarla beraber tatil yapan bir evli cift de otelimize yerlestiler. Ve benim evim gibi hissettigim yer, tekrar bir otel oldu. Bu iki aile hep birarada kahvalti ediyor, aksam yemeklerini beraber yiyorlardi. Cocuklari olmayan ciftin disi olani ile cocuklari olan ailenin erkek bireyi nasil diyeyim size, hep ama hep konustular. Ulkenin gidisatindan tutun da, kahvaltidaki recelle ilgili her seyi, her seyi diyorum: E-V-E-R-Y-T-H-I-N-G.

Ilk gun benim oturdugum masayi secip, benim baska masaya gecmeme sebep olduklarindan mi (kedime yemegini nasil verecektim simdi?), cok gurultu yaptiklarindan mi, ailenin diger fertlerini hic konusturmayan baskici yapilarindan mi bilmiyorum hangi sebepten, daha dikkatli dinliyordum konusmalarini… Bu kisiler Istanbul`dandi: TIPIK ISTANBULLU.

Istanbullu bunlar kesin, saygisiz bunlar, hem acimasizlar, her seyi bildiklerini saniyorlar, kendilerini kaf daginda saniyor bunlar, bir de etraflarina bakmayi bilmiyorlar, guzellikleri goremiyorlar, huzuru huzursuzluklarinda boguyorlar. Bunlaaaar… -miyorlar, muyorlar. Sonra dedim Mevlude, yavas ol, sana ne oluyor… Farkettim ki, Istanbullu kavraminin icine doldurdugum tum kotulukler dokuldu ortaya. Istanbulda iki yila yakin sure is nedeniyle ikamet etmek durumunda kalmistim. Zamaninda calismak icin can attigim ve turlu is gorusmelerine gittigim, ozgurlukler sehri Los Angeles, yok sey Istanbul 😛

Sayin okuyucu, ben Istanbul`da oturan sana demedim, oraya tasindigimda basima gelen nobranliklari, acimasizliklari, buyuk aile seven ve humanistim ben diye ortalarda dolanan beni bezdiren kisiler icin kullandigim sifat olan, Istanbullu dan bahsedecegim Selvi Boylum Al Yazmalimsinema filmindeki Ilyas vardi ya (Kadir Inanir `in canlandirdigi karakter hani) , ne diyorlardi ona filmde: Istanbullu, Avanak Istanbullu:Sevgi neydi, sevgi emekti.

Istanbul cok guzel sehir, tarihi var bir kere, nice medeniyetler eskitmis ustunde. Kulturlere kopruluk etmis, insani sair eden bir dogasi ve silueti var bu sehrin. Ama herkes onu yenmek icin gelip, savas acmis Istanbula, dusman zannetmisler onu. Birbirine zit bu kadar insanin beraber yasamak icin uydurduklari yazisiz kurallara bagli hale getirdigi bu sehirde, kullandikca kullanmislar Istanbulu.

Kendine benzer insanlari bulamazsan, insana zehir olur, aci tatliya karisir, tadi kacar her seyin.Tasraya neden tasra dendigini daha iyi anliyor insan, orada yasayinca. Oranlar farkli azizim: iyi/kotu, saf/kurnaz, tembel/caliskan, hirsli/sebatkar…

Bu yolculuktan sonra anladigim seyi, bilen coktu aslinda, hep soylenmekteydi ve hep soylenecekti: Istanbul`u uzaktan sevmek, asklarin en guzeli.

Hep teknoloji konusacak degiliz tabi, insani insan yapan ozelliklerimize de deginecegiz, yol hikayelerimizi anlatacagiz zaman zaman.

Sevgiyle kalin,

Mevlude Sezer